Latin Alfabesine Geçiş [104]

 

 

 

G. Bin Yıllık Arap Kökenli Alfabeden Lâtin Kökenli Alfabeye Geçiş

1928 yılına gelindiğinde itibarının doruğunda bulanan Gazi’yi meşgul eden önemli konulardan biri, devletin laikleşmesini güvence altına alan hükümlerin Anayasada yerini almasıdır. Laiklik konusunda ayrıca üzerinde durulacağı gibi, TBMM 10 nisan 1928’de, 1924 Anayasa’sının 2. maddesinde yer alan “Türkiye Devleti’nin dinî, din-i İslâmdır” hükmü ile 26. maddede yer alanı “şer’i hükümlerin TBMM tarafından düzenleneceği hükmünü” kaldırmıştır. Ayrıca Cumhurbaşkanı ve milletvekillerinin yeminlerinde bulunan “vallahi” yerine, “namusum üzerine sözveririm” ifadesi konulmuştur. Böylece Gazi M. Kemal, devlet işlerini dinî işlerden koruyacak hukuki tedbirleri tamamlamış oluyordu.

Gazi’nin bu yıl içinde gerçekleştiği son derece önemli bir atılım alfabe değişikliğidir. Bir zamanlama üstadı olan Ulu Önder, 1928’e gelindiğinde, ötedenberi kafasını meşgul eden alfabe değişikliği konusunu uygulamaya karar verdi. Büyük bir enerji ile, inkılâplarının temel hedefi olan “topyekün batılılaşmanın gerçekleşmesi için Arap alfabesi meselesini kökünden çözümlemek” maksadıyla harekete geçti.

 

1. Türklerin Tarihte Kullandıkları Alfabeler

Türkler tarihleri boyunca geniş bir coğrafya içinde yayılmışlar, bulundukları mekâna, mensup oldukları dine göre değişik alfabeler kullanmışlardır. Bugün için bilinen en eski Türk alfabesi Göktürklerin kullandıkları alfabedir. Bu yazıya Göktürk, Orhun, Eski Türk, Runik Türk yazısı gibi isimler verilmektedir. Bu yazı ile yazılmış en önemli belgeler Orhun abideleridir. 1889’da bulunan bu anıtların bir yüzünde Çince metinler vardı. Kül Tigin ve Bilge Kağan adına yapılan bu anıtların yazıları 1892’de Finlandiya ve Rusya’da yayınlandı. Çince metnin yardımıyla, Danimarkalı bilim adamı Thomson, metinleri Aralık 1893’de okumayı başarmıştır. Göktürk alfabesi 38 işaretten oluşmaktadır. İşaretlerden dördü ünlüleri, 27 tek ünsüzleri, üçü çift ünsüzleri, dördü de hece işaretlerini göstermektedir. Kaynağı tartışmalıdır. Sağdan sola yazılıyor. Yaygın kanı Aramî-İranî kaynaklı olmasıdır.

Göktürklerden sonra bölgede etkin olan Uygurlar (745-970), Sogut yazısının Türkçeye uyarlanmasıyla oluşan, sağdan sola yazılan Uygur alfabesini kullanmışlardır. Bu alfabe on sekiz harflidir. Harflerden sadece üçü ünlüdür. Türkçenin ünlüleri bakımından zengin olması sebebiyle, yeterli değildi. Buna rağmen Uygur yazısı uzun yıllar Orta Asya’da kullanılmıştır.

Türkler müslümanlığı kabul ettikten sonra, bu alfabenin yerini Arap alfebesi almaya başlamıştır.

Bunların dışında Türkler, küçük ölçüde, Sogut, Mani, İbrani, Tibet, Çin, Süryani, Moğol yazılarını da kullanmışlardır.370

 

2. Türkler Arap Alfabesini Benimsiyor

Ancak İslamiyetin X. Yüzyıldan itibaren Türkler arasında geniş ölçüde yayılmasıyla, Arap alfabesi hâkim duruma geçmiştir. Arapça din dili olarak camilerde, medreselerde egemen hale gelir. 29 harfli Arap alfabesinin en büyük eksikliği, sesli harflerin azlığıdır. Sesli olarak a, e, i olarak okunabilen elif harfi vardır. Ayrıca v ve y harfleri de yerine göre ünlü olarak okunabilmektedir. Türkçe de 8 tane sesli olduğundan Arap alfabesi Türkçeyi ifadeye yeterli değildi. Bir kelime bu sebeble birkaç türlü okunabiliyordu. Ayrıca Türkçede bulunmayan sesler için de harfler vardı. Dört türlü z, üç türlü h, üç türlü s, iki türlü t sesi vardı. Arapça harfler kelimenin başında, ortasında veya sonunda  olduğuna göre yazılışı değişiyordu. Dolayısıyla yazının öğrenimi 3-4 yılı alıyordu. Arap yazısında p, ç, j, g sesleri ifade edecek harfler yoktu. Yazılan bu üç ses karşılamak için b, c, z harflerine üç nokta eklenerek p, ç, j sesleri karşılandı. Dil yapıları bakımından da arada farklar vardı. Arapça bükümlü bir dildir. Bu dilde kelime üretilirken kök değiştiği halde, eklemeli dil olan Türkçede kök sabit kalmaktadır.

Arap alfabesinin olumsuz bir etkisi de dil alanında kendinî gösterir. Medresenin Arap dilini kullanmasıyla Arapça bilim dili haline gelir. Farsça ise edebiyat dili olarak benimsenmiştir. Zamanla Türkçe bu dillerin etkisiyle körelir, sıradan halkın konuştuğu bir dil halini alır.

Arap alfabesinde ki seslilerin yetersizliği sebebiyle Türk kitleleri arasında şive farkları da artırmıştır.

Prof. Dr. Abdurrahman Çaycı

 

 

 

Yorum Yaz