Kılık Kıyafette Değişiklik [98]

 

 

B. Kılık Kıyafette Değişiklik

Gazi M. Kemal çağdaşlaşma hareketini yürütürken dış görünüm itibarıyla zamana ayak uydurmayı gerekli görmekteydi. Bu ihtiyacı daha 1910’da ilk Avrupa’ya çıkışında, Picardie manevralarına giderken hissetmişti. Başa giyilen fesin alay konusu olmasından rahatsızlanmıştı.

1925’in Türkiyesi’nde bir kıyafet bütünlüğü yoktu. Esasen İmparatorluk döneminde cemaatlerin giyimlerinin farklı olması gerekmekteydi. Müslümanların giydikleri başlık ve kıyafetler değişikti. İlk defa askerî alanda kendinî gösteren kıyafet meselesi tartışma konusu olmuş, III. Selim’in askerlere “frenk elbisesi” giydirmek girişimi, tahttan indirilmesine yol açmıştı. II. Mahmut yeni kurduğu askerî birliğe fes giydirmek istediğinde, ulema engellemek istemişti. II. Abdulhamit 1903’te bir kısım askere fes yerine kalpak giydirmek istediğinde, ulema “fes”i savunup kalpağa karşı çıkmışlardı. Kalpak İkinci Meşrutiyet döneminde ittihatçılarca benimsenmiş ve ordu mensuplarına giydirilmişti. Birinci Dünya Savaşı sırasında Enver Paşa sıcak memleketlere giden askerler için kabalak adlı ve güneş-siperli bir başlık yaptırmıştı. Buna Enveriye adı verilmişti. Kuvayi Millîyeciler ise kalpaklıydılar. Halk ise fesin yanı sıra çeşitli sarıklar da kullanmaktaydı354.

Netice olarak fes, 1828’den beri Müslümanı, müslüman olmayandan ayıran sembol haline gelmiş, günlük hayatın bir parçası olmuştu.

Gazi Türkiye’yi geri kalmışlıktan kurtarmak ve her bakımdan çağdaş medeniyetin ortağı yapmak kararındaydı. Kültürü, teknolojisi ve yaşam şekliyle modern bir toplum yaratmak istemekteydi. Başa giyileni değiştirmekle, başın içindekileri değiştirmeye doğru önemli bir adım atılmış olacaktı.

İlk adım olmak üzere askere güneş siperli başlık giydirildi. Sonra dairelerde memurların başı açık çalışabilecekleri duyuruldu.

Gazi M. Kemal şapka ile ilgili uygulamayı, kendisini o zamana kadar hiç görmemiş olan ve oldukça muhafazakâr tanınan Kastamonu gezisinde başlattı. Kastamonu ve havalisi onu coşku ile karşılar. Gazi bu gezisinde elinde şapka olduğu halde dolaşır ve halkı kıyafet konusunda aydınlatır. 28 Ağustos’da İnebolu’da yaptığı konuşmada: “Türkiye Cumhuriyeti halkı; fikriyle, zihniyetiyle medenî olduğunu ispat ve izhar (göstermek) etmek mecburiyetindedir. Medeniyim diyen Türkiye Cumhuriyeti halkı aile hayatıyla, yaşayış tarzıyla medenî olduğunu göstermek mecburiyetindedir.” dedikten sonra medenî kıyafetin ayakta iskarpin, bacakta pantalon, vücutta gömlek, yelek, ceket, boyunda kıravat, başta şapka olduğunu vurgular ve “medeniyetin coşkun seli karşısında direnmenin beyhude olduğunu” haykırır. Kastamonu’da 30 Ağustos 1925’te yaptığı konuşmada yapılan ve yapılacak inkılâpların amacını “...Türkiye Cumhuriyeti halkını tamamen asrî ve bütün mana ve çabasıyla medeni bir ictimai heyet haline ulaştırmaktır”sözleriyle açıkladıktan sonra medeni kıyafetini lüzumu üzerinde ısrarla durur355.

Gazi Ankara’ya döndüğünde, kendisini karşılayanlar artık şapkalıydılar. Halkın bir kısmı da şapka giymeye başlamıştı. Cumhurbaşkanı halkın tutumunu izlemek için bir ay devam eden bir yurt gezisine çıktı. Halkın olumlu tutumunu gören Gazi konunun yasalaşmasını sağladı. 28 Kasım 1925’te  kabul edilen şapka giyilmesi hakkında kanuna göre, bütün görevlilere şapka giymek mecburiyeti getiriliyor, halkın da buna aykırı alışkanlığı sürdürmesi hükümetçe yasaklanıyordu.

Şapkaya meclis içinden ilk itiraz bağımsız Bursa milletvekili Nurettin Paşa’dan gelmişti. Paşa’nın itirazı, bir kısım milletvekili tarafından sert bir dille eleştirilmişti:

Şapka giyilmesiyle ilgili uygulama beklenmedik ölçüde sert tepkiler yarattı. Sivas’ta, Erzurum’da, Rize’de, Maraş, Giresun ve Kayseri’de ayaklanma girişimleri yapıldı. Bazı çevreler, kıyafette gayri müslimleri taklit, inanç ve davranışlarda da aynı yolu tutmaya yol açar propagandası yapmaktaydılar.

Bu propagandanın yarattığı karışıklık, kaynaşma ve hatta ayaklanma girişimlerini, İstiklâl Mahkemeleri, Takrir-i Sükûn Kanununu enerjik bir şekilde uygulayarak önlediler356.

Kılık kıyafette bütünlük sağlanmasıyla bir anlamda millî birlik pekişiyor ve dünyaya ayak uyduruluyordu.

Prof. Dr. Abdurrahman Çaycı

 

 

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !