Ankara Antlaşması: Nedenleri ve Sonuçları [58]

 

 

C.   Ankara Antlaşması: Nedenleri ve Sonuçları

Bu başarılar Fransızların bölgede tutunamayacağını gösteriyordu. Esasen Suriye’de  Arap millîyetçileri ile Fransa’nın başı dertteydi. Türklerin onlarla işbirliği yapmasından çekiniyorlardı. Diğer taraftan geniş açıdan bakıldığında, Fransa’nın ekonomik çıkarları, Türkiye’nin bir bütün olarak kalmasını gerektirmekteydi. Fransız şirketlerinin bankacılık, liman, rıhtımlar ve madencilik alanında önemli yatırımları vardı. Fransa, ekonomik ayrıcalıklar karşılığı, Anadolu’dan çekilmeye hazır görünmekteydi.

Genel siyasî tablo açısından da Fransa’nın ana davasını Doğu sınırlarının güvenliğini sağlamak, başka  bir deyimle, Almanya’nın parçalanması ve güçsüzleştirilmesi teşkil ediyordu. Daha önce de değinildiği gibi, Büyük Britanya geleneksel olarak Avrupa kıt’asında bir devletin aşırı güçlenmesine karşı olduğundan, Almanya konusunda iki devlet arasında ciddî bir görüş ayrılığı vardı. Almanya ile ilgili konularda yeteri kadar destek bulamayan Fransa, Yakındoğuda artık İngiliz kartı oynamamak durumuna gelmişti. Bunun ilk işaretlerini Picot daha 7 Aralık 1919’da Mustafa Kemal’e vermişti. 23 Mayıs’ta yapılan yirmi günlük mütareke bu sürecin bir başlangıcıydı. Bundan başka, Fransa’nın halkı Müslüman olan sömürgelerinde, Mustafa Kemal millî bir kahraman olarak algılanmakta ve manen coşkuyla desteklenmekteydi.

Suriye’de başı Araplarla dertte olan Fransa, askerî açıdan iki hareketi birden yürütme gücüne sahip değildi. Diğer taraftan, yurt savunmasını yapan Türklerin direnmeleri gittikçe artmakta, Ankara Hükümeti gittikçe ağırlık kazanmaktaydı. Fransa, Suriye’de serbest kalabilmek için Mustafa Kemal ile uzlaşmakta yarar görmekteydi.

Birinci İnönü Zaferinden sonra, Sèvres’i yumuşatma amacıyla Londra’da toplanan konferansa Ankara Hükümeti de çağırılmış, böylece onlar, Mustafa Kemal’in başında olduğu TBMM Hükümetini dolaylı olarak tanımışlardır. TBMM temsilcisi Bekir Sami (KUNDUH) 11 Mart 1921 tarihinde Fransa Başbakanı Briand ile bir anlaşma taslağı imzalıyordu. Buna göre, özetle Fransa, işgal ettiği Kilikya’yı boşaltacak, sınır Payas’tan başlayarak Meydanıekbez-Kilis güneyinden geçerek Urfa, Mardin ve Midyat’ı Türkiye’ye bırakan düz bir çizgi halinde Dicle’ye ulaşacaktır. Buna karşılık, boşaltılacak bölgelerde, Fransa’ya ekonomik ayrıcalıklar ve öncelikler tanınacaktır. Ancak Mustafa Kemal, bu şartları bağımsızlıkla bağdaşır görmediği  için, anlaşmayı kabul etmedi. Çünkü Mustafa Kemal 1 Mart tarihli talimatında, Bekir Sami Bey’den “Sèvres’in tartışma konusu yapılmayarak reddedilmesini, Fransız birliklerinin jandarma görünümü altında bölgede kalmasına müsaade edilmemesini, tartışmalarda Misak-ı Millî prensiplerine kesinlikle uyulmasını” istemişti.

Bununla beraber Yunanlıların İkinci İnönü Savaşında da yenilmeleri ve Ankara’nın Moskova ile anlaşması üzerine, Fransa Mustafa Kemal ile anlaşmak üzere tekrar girişimler başlatıyordu. Fransa Senato Dış işleri Komisyonu Başkanı ve eski bakan Franklin Bouillon’u görüşmeler için Ankara’ya gönderiyordu. Franklin Bouillon tartışmalarda Londra’da Bekir Sami ile yapılan görüşmelerin esas alınması, Mustafa Kemal ise Misak-ı Millî üzerinde ısrar ediyordu. Bouillon Misak-ı Millî’den Londra’da söz edilmediğini ve bu ilkelerin Avrupa’da bilinmediğini ileri sürüyordu. Buna karşı Mustafa Kemal özetle “Sèvres Antlaşmasını kafasından çıkarmayan uluslarla güvene dayalı ilişkiye giremeyiz. Bizim için Sèvres diye bir anlaşma yoktur”255 cevabını veriyordu. Fransız  devlet adamı Misak-ı Millî metnini incelemek için görüşmelere ara verilmesini teklif ediyordu. Görüşmelerden  M. Kemal’in tam bağımsızlık, kapitülâsyonlar konusunda ödün vermeyeceği ve Londra’da yapılan nüfuz bölgesine ait maddeyi kesinlikle kabul etmeyeceği anlaşılmıştı. Buna göre hazırlanan öneriler Bouillon’a iletildi. İki taraf arasında bir anlaşma zemini hasıl olmuştu. Bouillon hükümetiyle görüşmek için Ankara’dan ayrıldı. Bu arada Yunan saldırısı başlamış, Türk ordusu Sakarya gerisine çekilmişti. Fransızlar, duraksamalarından Sakarya Savaşı’nın kazanılmasından 37 gün sonra kurtuldular. 20 Ekim 1921’de Ankara Antlaşması yapıldı. Buna göre iki taraf arasındaki harp haline son veriliyor, esirler ve tutuklular mübadele ediliyorlar, güney sınırları  Hatay ili hariç bugünkü sınırlar olarak çiziliyor, İskenderun Sancağı idarî  özerkliğe sahip oluyor Türk kültürünün gelişmesine yardım edecek  teşkilâttan yararlanmak ve Türkçe resmi dillerden biri sayılmak şartıyla, Fransa’ya bırakılıyor, Süleyman Şah’ın mezarının bulunduğu Caber kalesinin müştemilatıyla Türkiye’nin malı olduğu ve kaleye Türk bayrağı çekileceği kabul ediliyordu256.

Ankara Anlaşması Mustafa Kemal için öneli bir başarıyı noktalıyordu. Bu anlaşma ile Fransa Misak-ı Millî’yi ve TBMM Hükümetini hukuken tanımış oluyordu. Anlaşma ile Güney cephesi kapatılıyor buradaki kuvvetleri kesin sonuç yeri olan Batı Cephesinde kullanmak imkânı hasıl oluyordu. Ayrıca bu cephedeki Fransız askerî malzemesi paralı veya parasız olarak Türklere intikal ediyordu. Fransa’nın savaştan çekilmesiyle, İtilâf devletlerinin Türkiye’ye karşı devam ettirmeye çalıştıkları müşterek cephe parçalanmış oluyordu.

İtalya da kendi iç meseleleri dolayısıyla, Anadolu’da işgal ettiği yerleri boşaltma eğilimine girmişti. Bu vaziyette Mustafa Kemal bütün gücünü kesin sonuç yeri olan Batı Cephesine aktarma imkânı buluyordu.

Prof. Dr. Abdurrahman Çaycı

Yorum Yaz