9. Ordu Müfettişi Mustafa Kemal Paşa Samsun’da [20]

Aşağıdaki yazı bir araştırmanın kısa bir bölümüdür.Aşağıdaki bölümü okumadan önce <Gazi Mustafa Kemal Atatürk ile İlgili Diğer Yazılar> bağlantısından "TÜRKİYE’Yİ YENİ UFUKLARA TAŞIYACAK BİR LİDERİN DOĞUMU VE YETİŞMESİ [1]" sayfasını okumanızı  öneririm.Diziyi [ ] sıralamasını takip ederek okumanız daha yararlı olacaktır. Saygılarımla.

Mustafa Kemal  Paşa 19 Mayıs 1919’da Pazartesi günü sabah 07:00 dolaylarında Samsun’a çıktığında ülkenin durumu karanlıktır.

Savaşı kazanan devletler, savaş içinde aralarında yapmış oldukları gizli anlaşmalarda öngörülen yerleri işgale başlamışlardır. Her gün bir yurt köşesi işgal edilmektedir. Galipler kendilerini ateşkes anlaşmasıyla bağlı görmüyorlar. Musul, İskenderun, Çukurova, Antep, Maraş, Urfa, Konya, Antalya, Akşehir, Fethiye, Afyon, Marmaris, Burdur, Bodrum, Milas, Kuşadası, Samsun, Merzifon, Eskişehir, İzmir çevresi  yabancı askerlerin çizmeleri altındadır. Birest-Litovsk Antlaşmasıyla geri alınmış olan Kars, Ardahan ve Batum boşaltılmıştır. Mondros’taki İngiliz delegasyon şefinin verdiği güvenceye rağmen, İstanbul’da yabancı askerler kol gezmekte, galip devletlerin temsilcileri her şeye müdahale ile ülkeyi fiilen yönetme durumuna gelmişlerdir.

Yıllarca cepheden cepheye koşan ordu terhis edilmekte, elinden silâh ve cephanesi alınmaktadır.

Daha önce belirtildiği gibi, doğuda, hudutları mümkün olduğunca geniş bir Ermenistan, Kuzeyde Sinop’tan Batum’a kadar uzanacak bir Pontus – Rum devleti, Güneydoğuda da İngiliz himayesinde bir Kürdistan Devleti kurulması projeleri üzerinde gayretle çalışılmaktadır. Batıda ise Magali İdea’nın amacı olan “Eski Bizansı” “Büyük Yunanistan’ı” ihya etme faaliyeti fiilen başlamış bulunmaktadır. Bu maksatla İzmir ve çevresi Yunan Ordusu’nun insafına terk edilmiş bulunmaktadır.

Yakın doğu düzeninin mimarı olan Büyük Britanya’nın Başbakanı Lloyd George, Grek ve Venizelos hayranıdır. Yunanlı milyarder Zaharof’un dostudur. Türklere karşı önyargılıdır. Amacı Yakındoğu’da İngiliz çıkarlarının bekçiliğini yapacak güçlü bir Yunanistan yaratmaktır. İzmir’i kana bulayan Yunan ordusu bu amaçla, müttefik donanmasının desteğinde Anadolu’ya salınmış, gidebileceği yerler için bir sınır çizilmesi de unutulmuştur!

Bu karanlık tablo karşısında, devlette birinci karar sahibi olan Vahidettin’in tutumunun ne olduğu daha önce açıklanmıştı. Bu politika boyun eğme, mesele çıkarmama, İngilizlerin her dediği yapılarak onların teveccühünü kazanma ve böylece ne kurtarılabilirse onu kurtarma politikasıdır. Parlâmento dağıtılmıştır. Padişahın kurduğu hükümetler aynı görüşü izlediklerinden millî hakları koruyamaz hale gelmişlerdir.

Bu manzara karşısında, çeşitli parti mensupları ve fikir çevrelerinde ülkenin bütünlüğünü korumak için iki hâkim görüş belirmiştir:

1) İngiltere himayesine girmek

2) Amerikan mandasını istemek.

Bu görüşleri benimseyenlerin ortak noktaları şunlardır: Bir defa ilke olarak İngiltere, Fransa ve İtalya gibi düvel-i muazzama devletleri karşımıza alınmayacak, onlara husumet gösterilmeyecekti; ikincisi Padişah ve Halifeye canla başla bağlı kalınacaktı. Bunların dışında üçüncü bir akım da yöresel kurtuluş çaresi arayanlara aittir. Bunlar Osmanlı Devleti’nin dağılacağını bir emrivaki olarak görmekte ve kendi başlarının çaresine bakmakta idiler. 75b

Bu görüş ve düşüncelerin ışığında Mustafa Kemal’in görüşü nedir? Bu bakış açısının dayanağı nelerdir? Uygulama stratejisi nedir? Soruları konuyu netleştirecektir.

Mustafa Kemal Paşa, daha ateşkesin ilk günlerinden itibaren görüşünü medenî cesaretle açık açık ortaya koymuştur. Düşmanların her dediğine kayıtsız şartsız boyun eğmenin yanlış olacağını felâketlere yol açacağını, askerî hiyerarşiye pek de uygun olmayan biçimde dile getirmişti. İstanbul’a geldikten sonra da, kendisinin de içinde bulunduğu güçlü, tehlikeyi bilen muktedir bir hükümetin duruma hâkim olabileceğini düşünmüştür. Ancak bu gerçekleşmemiştir. İşbaşına gelen hükümetler aciz, işbirlikçi, direnme ile bir şey yapılamayacağı, galip devletler memnun edilerek siyâsi maharet gösterilerek, müttefikler arasındaki çekişmelerden medet arayan bir nitelik taşımaktaydılar. Mustafa Kemal, her şeye boyun eğmekle millî bağımsızlığın yok olacağını görmüş, devletin varlığını muhafaza etmesini ancak millî haklara sahip çıkmak ve bir varlık göstermekle kabil olacağını saptamıştır. O, “Hak verilmez, alınır.” , “Kuvvet ve kudretten mahrum olanlara itibar edilmez”  inancındadır. Ona göre “Türk milleti hakkını düşmana yaranmakla değil, direnmekle, millî bağımsızlığı savunmakla elde edecektir.” Anadolu’da bu maksatla görev almıştır.

Acaba bu mümkün müydü? Nasıl bir değerlendirme sonucuydu?

Karşımızda I. Dünya Harbi’nin galipleri, süper devletler vardı. Bunlar ve bunların uyduları olan Yunanistan ve Ermenistan ile parasız ordusuz, mevcut hükümete de karşı çıkarak başarı nasıl sağlanacaktı?

Mustafa Kemal, görünürdeki sıkı işbirliği havasına rağmen, millî direnme arttığı nispette, müttefikler arasında çıkar çatışmalarının kaçınılmaz olacağı kanısındaydı. Bunlardan İtalya, İzmir’in Yunanistan’a verilmesinden harp sonrası meselelerde ikinci plâna itilmekten kırgındı. Fransa, Suriye ve Lübnan’a el koymakla Yakındoğu’da bir dereceye kadar tatmin edilmişti. Fakat onun için hayatî olan mesele, kendi Doğu sınırlarının güvenliği, yani Almanya barışının Fransa’nın görüşleri doğrultusunda gerçekleşmesidir. Bu konuda İngiltere ile tam bir görüş birliği olduğu söylenemezdi. Dolayısıyla Yakındoğu’da İngiliz siyaseti paralelinde sonuna kadar gideceği şüpheliydi. Ortada Yunanistan’ı Anadolu macerasında destekleyecek güç olarak İngiltere kalıyordu. Fakat İngiliz halkı harp yorgunudur. Yeni bir savaş macerasına karşıdır. Barış hedeflerine Yunan ordusunu kullanarak ulaşmak hesabı içindedir. Dolayısıyla Yunan ordusu yenilgiye uğratılırsa Türkler arzu ettikleri âdil barışa erişebileceklerdir. Mustafa Kemal derin sezişi ile bunu görmüş ve mücadele stratejisini buna göre yürütmüştür.

Mustafa Kemal Millî Mücadele’nin yürütülmesinde Türk Halkının yurtseverliğine güvenmektedir. Bu halk yorgun ve yoksuldur. Fakat toprağına bağlı ve gurur sahibidir. Yabancı egemenliği görmemiştir. Her şeyden önce istiklâline âşıktır. Adil bir barış yerine, kan, gözyaşı, yabancı boyunduruğu geldiğini görmüş ve her yerde silâha sarılmıştır. İşte Mustafa Kemal bu halkla mutlu sonuca ulaşacağı inancındadır.

Bunun için önce mevcut askerî birliklerde görüş birliği sağlamak, halkı örgütlemek, İstanbul’la ilişkileri buna göre aşamalı olarak yönlendirmek düşüncesindedir.

Prof. Dr. Abdurrahman Çaycı

 

Yorum Yaz